8 Aralık 2011 Perşembe

BiRAZ DA BEYLER İÇİN ÇALIŞALIM - "BUGÜN NE GİYSEM ACABA"

Sitemi takip eden bir arkadaşım "Tamam hoş güzel de hep bayanlar için yazıyorsun, biraz da bize hitap eden yazılar yayınla" deyince bu günkü yazıyı yazmaya karar verdim.
Fikirler, resimler tamamen ofisimizin moda ikonu arkadaşım Murat Bey'den... Kendisi giyim konusunda özenlidir ve sever modayı takip etmeyi...

 Ben ve eşim moda konusunda çok başarılı takipçiler olduğumuzu söyleyemicem ama gezerken mağazalarda gördüğüm kadarıyla bu kış da deri montların erkekler için vazgeçilmez olduğunu söyleyebilirim. Etek ve kollarında farklı renk olan hırka ve kazaklar da benim çok yakıştırdığım kıyafetler. Renklere gelince , arkadaşım zıt renklerin birbirine daha çok yakıştığını söylüyor. Mesela ben lacivert ve kahve renginin birbirine bu kadar yakışacağını düşünemezdim.

 Benim aldığım eğitimlerden birinde öğrendiğim bir detay ise şöyle: ayakkabı, kemer, çanta, ve saat kayışı (deri ise eğer) gibi tüm deri aksesuarlarının renginin mutlaka aynı olması gerekiyormuş. Ben de kesinlikle katılıyorum. Çok zengin gösteriyor:)) Çorap ise bence çok önemli; pantalonun renginde veya ayakkabınız siyah ise mutlaka siyah olmalıymış.

Buyrun size Murat Bey'in seçtiklerinden:))





7 Aralık 2011 Çarşamba

"KATİL KİM?" BU SORUYU DUYMAYI VE CEVABINI BULMAYI SEVİYORSANIZ "AGATHA CHRISTIE"Yİ DE SEVİYORSUNUZ DEMEKTİR

Polisiye romanlardan hoşlananların  okuyacağı yazarların başında gelir Agatha Christie. Başlarsanız bir kere okumaya, sayısız romanıyla ilginizi uzun süre üzerinde toplamayı başarır. Romanların baş kahramanı Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Kitapları okumaya başladığınızda  Dedektif Hercule Poirot'u artık çok yakından tanıyormuşsunuz gibi hissederseniz.

Bir de romanlarından uyarlama filmler var:)) Ben bunları özellikle tercih ediyorum. Neden mi? Bunun için birçok nedenim var. Öncelikli nedenim filmlerde oynanayan ünlü eski sinema yıldızlarını tekrar görmek çok hoşuma gidiyor. Filmlerin çekildiği mekanlar da çok hoş. Özellikle Ölüm Oyunu filminin geçtiği mekanı ben size anlatamam, kesinlikle görmeniz gerekir diye düşünüyorum. Kıyafetler hele... Nil'de Ölüm filminde maalesef sonradan ölen Linnet Ridgeway karakterinin giydiği kıyafetler, kadının güzelliği, saçı, makyajıyla birleşince izlemeye doyamadım resmen. 



Bu DVD Box Set elime geçtiği için kendimi çok şanslı buluyorum. DVD setimde 4 tane film var.
 -Doğu Ekspresinde Cinayet
 -Nil'de Ölüm
 -Ölüm Oyunu
 -Ve Ayna Kırıldı

 İstanbulda boğaz manzarası (İstanbul Boğazı'nın o zamanki halini görseniz. Kız Kulesi' de görünüyor ayrıca:) ile başlar film. İstanbuldan hareket edecek Doğu Ekspresine binmek üzere çeşitli avrupalı yolcular İstanbul sokaklarında telaş içerisindedirler. Tren müdürünün dediğine göre sanki bütün dünya trene binmek için o günü seçmişlerdir, çünkü trene son anda binmek isteyen dünyaca ünlü özel dedektif Poirota zorlukla yer bulunur. Ve tren İstanbuldan son durağı Londraya doğru hareket eder, fakat bu yolculuk biraz gergin ve beklenenden uzun sürecektir. Çünkü bir gece yolculardan biri öldürülür ve yoğun kar fırtınası nedeniyle tren yolda kalır.Yardım ekibi yolu açana kadar dedektif Poirot bu gizemli cinayeti  çözmelidir. 

Hercule Poirot  değerli bir mücevher ile ilgili sigorta davası için çağrıldığı tropikal bir adada (bu adayı diyorum işte,mutlaka görmeniz lazım. Ben resmen hayran kaldım.) hem iş hem de uzun süredir beklediği tatili yapmak için bulunmaktadır. Her şey yolunda giderken bir aktris olan Arlena Stuart Marshall sahilde boğulmuş olarak bulunur. Sigorta davası cinayet davasına dönüşünce aktrisle aynı otelde kalan tüm konukların bir şekilde pek sevilmeyen Arlena ile bağlantılı olduğu ortaya çıkar. Ancak müfettiş Poirot'un asıl cevap bulması gereken sorular şudur: Ailesi dahil bu konuklardan hangisi Arlena'yı öldürecek kadar ondan nefret etmektedir?


Ünlü dedektif Hercule Pierrot bu kez Nil'de yol alan S.S.Karnak gemisindedir. Zengin bir mirasyedi olan Linnet Ridgeway gezi sırasında öldürülür. Pierrot cinayeti araştırmaya başlar. Gemi limana yanaşmadan önce cinayeti çözmesi gerekmektedir. Ancak işi zordur. Çünkü gemide bulunan herkes Linnet'in ölümünü isteyecek niteliktedir.




Ben henüz üç tanesini izleyebildim. En sona "Ve Ayna Kırıldı" filmini sakladım. Çok merak ediyorum. Elizabet Taylor, Rock Hudson, Kim Novak gibi ünlü oyuncular var. İzleyince burdan onu da yazarım:)

Bu arada bu DVD setini nerden bulabilirim diyorsanız, D&R da var ve fiyatı 19.90 TL:)

Kaynaklar:  http://www.sinematurk.com/film_genel/17813/Dogu-Ekspresinde-Cinayet
                  http://www.sinemalar.com/film/2564/nilde-olum

6 Aralık 2011 Salı

SİNEMAYA GİTMELİ - NE İZLEMELİ? "DEDEMİN İNSANLARI- ÇAĞAN IRMAK"

Dün akşam Caddebostan Kültür Merkezindeydik. Çağan Irmak'ın 25 Kasım'da gösterime giren son filmi "Dedemin İnsanları" filmini izledik eşimle birlikte. Çağan Irmak'ın tüm diğer filmleri gibi ben bu filmi de çok beğendim. Çok içten, çok insancıldı bu film de...

Filmdeki asıl hikaye Mehmet Bey'in hikayesi. Çok küçük yaşlarda nüfus mübadelesi ile doğduğu topraklar olan Girit'ten ayrılan Mehmet Bey çocukluğunu geçirdiği Girit'teki beyaz badanalı evine ne olduğunu, o evde kimlerin yaşadığını merak etmektedir. Bu yüzden hergün deniz kenarına gider ve içine hatırladığı kadarıyla Yunanca'yla yazılmış nameler koyduğu şişeleri denize bırakıverir. Torunu küçük Ozan ise henüz 10 yaşındadır ve dedesinin özlem duyduğu geçmişi ve denize gönderdiği şişeleri onu utandırmaktadır. Arkadaşları onunla gavur diye dalga geçiyordur çünkü. Ama bi gün gelir ve dedesinin merakını gidermek, Giritteki evi bulmak görevi Ozan'a düşer...
Filmdeki diğer karakterlerin içtenliği, yaşadıkları hayatlar ve  sıcacık egeli şiğvesi filmin hikayesi kadar ilgi çekici.
 Kısacası çok izlenesi bir film:)) Buyrun fragmanına bir göz atın isterseniz...



5 Aralık 2011 Pazartesi

NE OKUMALI? "OD-İSKENDER PALA"

Ben İskender Pala'nın  daha önce iki kitabını okumuştum. Bunlardan biri "Babilde Ölüm İstanbulda Aşk" diğeri ise "Katre-i Matem". İçinizde okuyanlarınız varsa bilirler. İskender Pala'nın kitaplarını okumak biraz zordur. Derin olmasa da biraz tarih bilgisine sahip olmak işinizi kolaylaştırır. Ama şu da bir gerçektir ki az birşey olan bilginiz kitabın sonunda katlanarak artar. Çünkü bilgi küpüdür resmen bu kitaplar. Ben özellikle Babilde Ölüm İstanbulda Aşk kitabından inanılmaz çok şey öğrendim. Nebi'den Fuzuliye, Nafi'den Nedim'e kadar bütün divan şairlerini yaşayarak öğrendim. Ben herkese burdan başarabiliyorsanız okuyun derim:)



Ten fanidir, can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil

İskender Pala bu sefer Yunus Emre'nin hayatını anlatıyor. Hem de çok güzel anlatıyor. Roman çok güzel bir çırpıda okuyuveriyorsunuz. Ben mesela hiç bilmiyordum. Yunus Emre neler yaşamış, nasıl biriymiş? Özellikle eşine olan aşkına hayran kaldım. Oğluna duyduğu özlem ve onu bulma çabaları, öte yandan oğlunun babası kendisini terketti zannedip senelerce içinde biriktirdiği kin ve onu bu kinli düşüncelere iten yaşadığı olaylar...Tek kelimeyle çok etkileyici.

CUMARTESİ'DEN DETAYLAR VE TARİFLER

 Merhaba,
 Bol güneşli bir haftaya başladık bugün. Pazartesi olduğunu ve iki günlük tatilin ardından işe gitmek zorunda olduğumuzu saymazsak  güneşin etkisiyle  sıcacık ve pozitif bir gün...
Ama ben haftasonunun etkisiyle olacak çok zor uyandım bu sabah. Ne de olsa yorucu bir hafta sonu geçirdik eşimle birlikte.
Cumartesi günü misafir ağırladığımı önceki yazımda anlatmıştım. Ama resimleri eklemek telefonumun şarjı bittiğinden mümkün olmamıştı. Bugün ulaştım sonunda resimlerime. Bütün hafta sonunu telefonsuz geçirince  bir daha şarj aletini işyerinde unutmamam gerektiği de kulağıma küpe oldu.



Kurduğumuz masanın resimlerini henüz misafirlerimiz gelmeden çektiğim için masamızda tabaklar ve bardaklar boş maalesef. Keşke tabaklar dolu ve annelerimiz babalarımız masadayken de birkaç poz resim çekseymişiz diye sonradan hayıflansam da boş tabakları al, yemekleri servis yap falan derken inanın aklıma resim çekmek gelmedi:) Oysa çok güzel bir hatıra olurdu... Bir daha ki sefere artık.

Ispanaklı Börek


Gelelim tariflerimize :) Masanın köşesinde bulunan ıspanaklı böreğimizi yapmak çok kolay oldu. Önceden yıkayıp, haşlayıp buzluğa attığım ıspanaklarımız zaten hazırdı. Bir tek akşamdan buzluktan çıkardım, buzu çözünsün diye. Önce ince kıyılmış soğanlarımı kavurdum sonra da yine ince kıyılmış ıspanakları ekleyip kavurmaya devam ettim. Baharatlarını ve tuzunu da ekledikten sonra iç harcımız hazır oldu. Yufkalarımızı tek tek yağladıktan sonra harcı içine paylaştırdım, biraz rendelenmiş kaşar peyniri serpip herbirini rulo şeklinde sarıp tepsiye dizdim. Üzerine de bir kase içine hazırladığım yumurta, yoğurt ve yağ karışımından sürüp fırına verdim. Nar gibi kızarınca da fırından çıkardım.  Afiyetle yedik:)

Kırmızı Biberli Patlıcan Salatası


Bir diğer tarifim de kırmızı biberli patlıcan salatası. aslında çok kolay gibi görünüyor ama, önceden yaptığım kış hazırlığım olmasa biraz daha uğraştırıcı olabilirdi. Közlenmiş ve kabukları soyulmuş patlıcan ve biberleri kaynatıp, kaynakken kavanozlara doldurmuş ve üzerindeki boşluğu zeytinyağı ile tamamlayıp kapakları sıkıca kapatmıştım. Kaynakken kapattığınızda vakum olmasını sağlıyor. Neyse ben hazırladığım konservelerden birini açtım, üzerine yoğurt, birkaç diş ezilmiş sarımsak, ceviz ve biraz zeytinyağı ekleyip karıştırdım. Çok güzel oldu:))
 Yemeklerimin lezzeti güzel hoş ama burdan fotoğraflara bakınca bir eksiğim olduğunu görüyorum ben. Böyle biraz da servis yaparken süslemeye özen göstersem, böyle biraz daha gösterişli olsa yemeklerim hiç fena olamayacak sanırım:))




3 Aralık 2011 Cumartesi

MİSAFİR AĞIRLAMA

Bugün annem ve kayınvalidemleri ağırladım. O yüzden iki gündür internete giremedim, dolayısıyla da yazmak mümkün olmadı. Ama  hazırladığım güzel yemeklerin ve masanın resimlerini çektim. Yani tüm yemekleri olmasa da bir kısmını. Bu arada güzel yemekler diyorum ama bunu söyleyen tabii ki ben değilim. Yemeklerimi yiyenler hepsinin çok güzel olduğunu söyledi. Özellikle ıspanaklı böreğim ve kırmızı biberli patlıcan salatam çok büyük beğeni topladı. Resimlerini çektim dedim ama resimleri cep telefonuyla çektiğim ve cep telefonumun şarjı bittiğinden ve maalesef şarj aletimi de işyerinde unuttuğumdan bugün yayınlayamıyamıyorum. Ama ilk fırsatta nasıl yaptığımla birlikte resimleri yayınlayacağım. Yemeklerin dışında sıcak sohbetler sayesinde çok güzel saatler geçirdik bugün. Her iki aileme de teşekkür ediyorum, ayaklarına sağık:)

1 Aralık 2011 Perşembe

DEREOTLU POĞAÇA YAPTIM (EŞİM ÇOK BEĞENDİ:)

 Dün akşam işten eve dönerken geldi aklıma. Evde geçtiğimiz hafta perşembe pazarından aldığım dereotları vardı. Onları ölmeden değerlendireyim diye düşündüm. Bir kısmıyla dereotu soslu kereviz yapmıştım (nefis bir yemek,onun da tarifini ilerleyen zamanlarda bilahare burda yayınlamayı düşünüyorum.) Kalan kısmınını da poğaçaya koyayım dedim. Poğaçalar çok güzel oldu:) Bir de yanına çay demledik. Eşim yemeye doyamadı.





Tarifini sorarsanız. Aslında ben pek tarif kullanmayı beceremiyorum. Ölçü işi pek bana göre değil. Hamuruna 3 kaşık kadar yoğurt, bir yumurta (sarısından biraz üzeri için ayırdım.), biraz yağ, tuz, kabartma tozu ve ince kıyılmış dereotu koydum. Hamuru yoğururken bazen biraz daha yağ ekliyorum. Yağı sonradan koyunca hamurun daha kolay toparlanmasını sağlıyor diye keşfettim ben:) Poğaça hamurumu bir güzel yoğurdum.Sonra da tepsiye dizdiğim poğaçalarımın üzerine önceden ayırdığım yumurta sarılarını sürüp biraz susam ve biraz da haşhaş serpip fırına verdim. Afiyetle yedik...

Poğaçamızı çayla yerken birde film seyrettik. Filmin adı Boleyn Kızı. Başrollerde Scarlet Johnson, Natalie Portman ve Eric Bana var. Ben filmi çok beğendim ve şiddetle tavsiye ediyorum. Film de Eric Bana Kral Henry Tudor rolünde, Natalie Portman Anne Boleyn ve Scarlet Johnson da Mary Boleyn rolünde karşımıza çıkıyorlar. Gerçek hikayelerin anlatıldığı böyle tarihi filmlerden zevk alanlar için bence kaçırılmaması gereken bir film.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...